Çabuk basın `Nobel`e yetişsin2009-09-23 08:36:30
Amerikalı yazar, William Cuthbert Faulkner"Bir yazarın içinde kitap varsa, onu kimse tutamaz," demiş. Evet tutamıyor, kitap mutlaka ortaya çıkıyor. Fakat kitabın yazılması yeterli değil, daha zorlu bir süreç bekliyor bundan sonra yazarı: kitabın kitlelerin eline ulaşma süreci. İçinde bulunduğumuz zamanda, yayın endüstrisinin gelişmişlik düzeyi ve yazar sayısının artması, yazar için bu süreci daha da zor hale getiren etkenlerden. Tabii tanınmış ve kendini kanıtlamış yazarlar için yeni bir kitap yayınlatmak hiç de zor değil. Fakat her gün yüzlerce yazar adayı ilk kitaplarının raflardaki yerinin hayalini kurarak yayınevlerinin kapısını aşındırıyor. Bir şekilde kitabı farkedilirse kendini şanslı sayıyor. Yayınevlerinde, yayınlanmayı bekleyen bir yığın dosya var her daim. Her dosyanın da bir hikayesi... CAMİ AVLUSUNA ÇOCUK YAYINEVİ KAPISINA KİTAP Sel Yayınları`ndan Selma Sancı müsveddelerini kitaplaştırmak isteyenlerin türlü yöntemler seçtiğini söylüyor. Türünün hiç uymadığını açıkça belirttikleri halde, elinde tuttuğu müsveddesini ille de bırakmak isteyenlerin sayısını bile unutmuş. Sancı, en çok telefonda `ne yapabilirim` diye soranlara şaşırıyormuş, arkadaşının çalışması için telefon edenler bile oluyormuş. Tam da çay fincanını ağzına götürdüğü an, odasına girip dosyasını masanın üstene bırakan yaşlı şair adayını, `romanım dosya değil, onun bir adı var` diyen emekli bir felsefe öğretmenini, çalışmasının hem fantastik, hem mizah ve hem de polisiye olduğunu söyleyen şıkır şıkır genç bir hanımı ve daha nicelerini dinleyen Sancı, yazar adaylarını ilginçliklerine artık alıştıklarını söylüyor. "Şairler daha deneyim sahibi ve yabanıl" diyen Sancı, onların sanki uzun bol pardösülerinin cebinden hiç çıkarmadıkları ellerinde bir tabanca varmış duygusuna kapılmaktan kendini alamadığını dile getiriyor. Sancı, en son yaşadığı ilginç olayı şöyle anlatıyor: "Yazarı tıpkı bir örtüyle kapattığı sepetin içine koyduğu çocuğunu cami avlusuna bırakır gibi yayınevinin kapısına bırakmış. Mukavva kutunun üzerinde bir adres ve iletişim bilgisi yok. Sadece isim var. Dosyanın sahibinin bir gün ortaya çıkacağını umut ediyorum." ÇOK AGRESİF VE İDDİALILAR Akis Kitap`tan Adem Özbay, yazarların ilk kitap yayınlama serüvenlerine eşlik etmenin oldukça keyifli e zorlu bir süreç olduğunu söylüyor: "Yazarlar ilk kitaplarında olabildiğince iddialı, olabildiğinde agresif tutumlar sergiliyorlar. Her yazar ilk kitabını yayınlarken "mutlaka yüzbinler" satacak bir kitabı olduğuna inanarak işe başlıyor. Kitap yayınlanma sürecinden sonrada "neden her kitapçıda kitabım yok, neden gazetede reklamım yok" şeklindeki şikayetlere başlıyorlar. İlk kitaplarında meşhur olmak her yazarın hayali. Bu gerçekleşmeyince de tabi ki suçlu yayıncı oluyor. Biz her yeni yazarla bunları baştan konuşarak anlaşma imzalıyoruz. Baskı, dağıtım ve reklam süreci hakkında bilgiler veriyoruz." KİTABININ MATBAADAN ÇIKTIÄ�I GÜN ÖLDÜ Yine de bu şikayetlerden kurtulamadıklarını belirten Özbay, orta yaş üzeri yazarların ilk kitaplarını yayınlamanın daha kolay olduğunu söylüyor. "Sürecin nasıl işlediğini bilerek gelen yazarlarla çalışmak daha kolay. 70`li 80`li yılların ünlü romancısı Yaman Koray`ın 20 yıllık bir aradan sonra yayınladığımız ilk kitabında yaşadığı heyecan gerçekten inanılmazdı. Bir de Kaçıklık Diploması`nın yazarı Ayşe Nil`de o heyecanı görmüştüm. Son günlerinde hasta yatağından beni arayıp kitabını sormuştu. Kitabı matbaadan çıktığı gün ise vefat etti." İlk kitap için acele eden yazarların genelde popüler kitaplarla, uzun yıllar çalışarak ilk kitaplarını yazanların ise tarih, felsefe, düşünce ve roman çalışmalarıyla daha fazla yayınevi kapısına geldiklerini söylemeden edemiyor Özbay. İlk kitabının çıkmasının hemen ardından İngilizce, Almanca ve Rusça çevirmenler bulan yazar da Özbay`ı şaşırtanlardan. Selis Kitaplar`dan İsmail Demirci de yazmaya meraklı olanlardan her yayınevine ilginç dosyalar geldiğini ifade ediyor: `Bir gün koltuğunun altında üç defter ile bir yazar adayı geldi. Orta yaşın üzerinde bir zat-ı muhteremdi. El yazısıyla kaleme aldığı romanlarına çok güveniyordu. Hatta o kadar ki, "Bunları hemen dizdirelim, bu yılki Nobel ödüllerine yetişsin" dedi. Baktım, hiç de şaka yapmıyordu. İkincisi de, genç bir kardeşimizdi. Romanını bana yollayıp sonra telefon etti. "Abi romanı yazarken konunun akışıyla o kadar heyecanlandım ki, sonunu bağlayamadım. Sen uygun bir şekilde yazıver" dedi. Bir de, dosyasını beğenmeyip yayınlamadığım bir delikanlı, "abi sen ne istiyorsun, söyle ben onu yazayım" demişti." Yayınevleri kapılarına gelen yazar adayları arasından bir seçim yapmak, nitelikli eserleri okuyucuyla buluşturmak adına çabalarını sürdürüken, biz de kendini kanıtlamış yazarlara ilk kitap çıkarma maceralarını sorduk ve ilginç hikayeler yakaladık. Artık daha az utanıyorum Mario Levi: İlk kitabım 1986 yılında yayınlandı. Kitap, Bir Yalnız Adam: Jacques Brel adını taşıyordu. Daha çok biyografi özelliğindeydi, bu nedenle gerçek ilk kitabım olarak 1990 yılında yayınlanan `Bir Şehre Gidememek`i görürürüm. Bu bir hikaye kitabıydı. Uzun yılların birikimini, sabrını taşıyordu. Bu bir ilk kitap olarak aynı zamanda birçok otobiyografik özellik de taşıyordu. Bir başka deyişle hayatımdan, özelimden izler vardı bu hikayelerde. Tabii kitabın yayınlanması beni çok mutlu etti. Hele hele Haldun Taner öykü ödülünün kazanması bu mutluluğu daha da arttırdı. Geleceğe umutla bakmam ve yazarlığıma daha çok inanmam için yeterli bir nedendi bu. Ancak aynı zamanda bir rahatsızlık da duyuyordum. Kendimi tanımadığım insanlar karşısında biraz korunmasız ve deyiş yerindeyse çıplak hissetmenin verdiği rahatsızlıktı bu. Özelimden bazı anları ve insanları anlattığım için... Ancak biliyordum, edebiyat bir gönül işiydi, daha da önemlisi bir samimiyeti gerektiriyordu. O gün bugündür edebi bir eserde samimiyetin en önemli koşul olduğunu söylerim. Bu samimiyet devam etsin diye elimden geleni yapıyorum. Artık daha az utanıyorum. |
Sepetinizde ürün bulunmuyor
|